Yürek Dağlayan Uçurum

Geç Kalıyorsun Romanından AlıntıOğlunun genç yaşta vefatı Nalbant Şakir’i çok sarsmış, toparlanması yıllarını almıştı. Adil’in babası, Şakir Usta’nın tek çocuğuydu. Onu askere gitmeden bir yıl önce evlendirmişlerdi. Askerliğine üç hafta kala da Adil dünyaya gelmişti.

Bugün son kez götürüyordu davarları otlatmaya. Yarından itibaren koyun ve keçiler, köy çobanına teslim edilecekti. Kalan iki günü de arkadaşlarıyla geçirip, kışlanın yolunu tutacaktı. Sürüde, en küçüğü yirmi günlük en büyüğü de bir buçuk aylık olan; yeni doğmuş kuzular ve oğlaklar da vardı. Akşam dönüş yolunda, yeni yavrulamış koyunlardan birinin kuzusuyla birlikte sürüde olmadığını fark etti. Sürüyü, köpeğinin eşliğinde eve doğru yönlendirip; onları aramak üzere geri döndü. Kendine has yöntemlerle çağırıp, aramaya başladı. Duyduğu meleme sesine doğru koşmaya başladı. Çok geçmeden koyunu, bir uçurumun başında buldu. Aşağıya doğru bakarak meliyordu. Hiç tereddüt etmeden kuzunun yanına indi. Onu alıp, ayak parmakları üzerinde yükselerek; başından yukarıya kadar kaldırdıktan sonra annesinin yanına bıraktı.

Bulunduğu yer, cep şeklinde küçük bir düzlüktü. Ancak aşağısı derin bir uçurumdu. İnerken zorlanmadığı bu yerden yukarı çıkmak, o kadar da kolay değildi. Düz kayalıkların yüzeyinde tutunacak doğru dürüst bir girinti ya da çıkıntı bile yoktu. Ancak çok iyi bir sıçramayla, en tepedeki kayaya tutunarak çıkmak mümkün olabilirdi. İlk iki sıçrayışı başarısızlıkla sonuçlanmış, üçüncüsünde kayaya tutunmayı başarmıştı. Bütün çabasına rağmen, gövdesini yukarıya çekmeye muvaffak olamıyordu. Dermansız kalan kolları, vücudunu taşıyamaz olmuştu. Yerle mesafesi ancak bir karış kadardı. Ayaklarının yere temasıyla birlikte sendeleyip dengesini kaybetti. Düşerken, can havliyle eline gelen otlara tutundu...

Davar sürüsünün çan seslerini duyan Hacer Hanım, aşağı indi. Etrafa bakındığında oğlunu göremedi. Ağılın kapısını açıp, sürüyü sayarak içeri soktu. Yukarı çıkıp kocasına,

“Bey, davar geldi lakin oğlan ortalıkta yok” dedi. Nalbant Şakir gayet sakin bir şekilde,

“Telaşlanma Hatun” dedi. “Arkadaşları denk gelmiştir. Onlarla sohbet ediyordur.”

“Koyunlardan biriyle kuzusu da yok.”

“Merak etme, birazdan gelirler.” Hacer Hanım kocası kadar rahat değildi. Akşam ezanı okunuyordu. Ortalık kararmaya başlamıştı. Namazlarını kılana kadar bekledikten sonra,

“Oğlan hala gelmedi” dedi. Eliyle bağrına vurarak, “Şurama bir öküz oturdu” diye devam etti. “Nefes alamıyorum. Birazdan hava iyice kararacak. Başına bir iş gelmeden bul gel şu oğlanı...”

Vakit ilerleyince Şakir Usta da endişelenmeye başlamıştı. Buna rağmen karısına dönüp, “Aklına kötü şeyler getirme” dedi. “Ben şimdi gider komşulara haber veririm. Hep birlikte aramaya çıkarız” deyip evden ayrıldı.

Kapısını çaldığı herkes elinde fener dışarı çıktı. Hep birlikte dağa doğru giderken, kayıp koyun ve kuzusu yalnız başlarına köye giriş yapmıştı. Herkes birbirinin yüzüne tedirgin bir şekilde bakıp, etrafa dağıldılar. Arada bir durup etrafı dinliyorlar ancak, kendi seslerinin kayalardaki yankısından başka bir şey duymuyorlardı. Çok geçmeden uzaklardan bir ses geldi. Gençlerden biri, “Necati burada!” diye bağırıyordu. Herkesin yüreğine su serpilmişti. Koşarak sesin geldiği yere gittiler. Ancak gördükleri manzara, bütün umutlarını yok etmişti. Kanlar içindeki Necati’nin cansız bedeni, uçurumun dibinde öylece duruyordu. Avucunda kalan bir tutam ot, kendisine tutunan eli bı- rakmamak için çok direnmişti. Lakin onun kökleri, hemen yanı başında yeşeren çalı dikeni kadar bağlı değildi toprağa...

Nalbant Şakir de herkes gibi duyduğu sese doğru koşmuştu. Kalabalığı yarıp ta oğlunun cansız bedeniyle karşılaşınca üzerine kapandı. Kanlı başını dizleri üzerine koyup, yüzünü okşadı. Öpüp koklayarak göğsüne bastırdı. Uzunca bir müddet sessizce bekledikten sonra, oğlunun koca gövdesini kucaklayıp, ayağa kalktı. Kendi etrafında dönerken, “Oğlum!” diye öyle bir bağırdı ki, dağı taşı inleten bu feryat; uzun süre kayalarda yankılandı. Bundan böyle orasının adı, “Yürek Dağlayan Uçurum” olarak nam saldı…

Annesi bıraktığında Adil daha iki aylıktı. “Olmaz olsun böyle evlat” diyen babası onu evlatlıktan reddedip karısına,

“Götür bu veledi, Nalbant Şakir’e teslim et” demişti.

“Şuncacık sabiden ne istiyorsun herif. Bırak ta bizimle kal-

sın” deyince,

“Yarın akşam geldiğimde bu çocuğu evde görürsem, üçten dokuza boşarım seni kadın” diye tehdit etmişti…

O günden sonra Adil, dedesinin himayesinde büyüdü. İlkokulu bitirdikten sonra, vilayetteki İmam Hatip Okulunda yatılı olarak okudu. Mezun olduktan sonra birkaç köyde “Vekil İmamlık” yaptı. Askerliğini müteakip, daha önce imamlık yaptığı komşu köylerden birine asaleten atandı. Görev yerine at sırtında gidip geliyordu. Sabah namazından önce gittiği köyden, yatsı namazını kıldırdıktan sonra ancak geri dönebiliyordu... 


 
Gigi “Outside the box” Devaureaux

Yürek Dağlayan Uçurum

Geç Kalıyorsun Romanından Alıntı