Velespit Nuri

Geç Kalıyorsun Romanından AlıntıAlmanya’da beşinci yılını doldurana kadar, daha çok para biriktirme gayesiyle; hiç izin kullanmamıştı. Hakkında başlayan asılsız dedikodular ayyuka çıkmıştı. Karısına yazdığı her mektupta, “Hakkında çıkarılan dedikodulara itibar etmemesini” yazıyordu.

Beş yıl boyunca her ay kendisine düzenli para göndermiş, ailesini mağdur etmemişti…

Musa kullandığı ilk izninin üçüncü gününde sıkılmaya baş- lamıştı. Köyde herkes bağda bahçede çalışıyordu. Sohbet edebileceği ne bir yaren ne de vakit geçirebileceği bir meşgalesi vardı. İlçeye gitmekten başka çare yoktu. Eşek ve at arabalarını say- mazsak, haftada bir ilçe pazarına giden tek vesait; Yılık Abdi’nin traktörüydü. Köylüler ancak, birkaç gün öncesinden haber ver- mek kaydıyla; traktör römorkunda kendilerine yer bulabilir- lerdi. Aksi takdirde bir sonraki haftayı beklemek zorunda kalırlardı.

Her hafta olduğu gibi ilçeye gidecek olanlar, traktör römor- kunda yer kapabilmek için; sabahın erken vaktinde Köy Meydanına gelmişti. Musa geldiğinde ise traktör hareket etmeye başlamıştı. Aceleyle römorkun arkasına tırmanıp, kendini içeri attı. Römorkun etrafını çevreleyen tahta oturakların tamamı do- luydu. Orta yere istiflenen çuvallardan birinin üzerine oturdu. Sürmeli gözlü, kıvırcık beyaz tüylü bir koyun; arada bir paçalarını kokluyordu. Elma kasası üstüne konmuş tel kafesteki tavuklar, mütemadiyen gıdaklıyordu. Ağzı iyice bağlanmayan çuvaldan taşan havuçlar, koyunun iştahını kabartmıştı. Sahibi arada bir eliyle müdahale ederek, onu çuvaldan uzak tutmaya çalışıyordu. Yol boyunca sarsıntıdan midesi ağzına gelmiş, böbrekleri yer değiştirmişti. Traktör ilçedeki toplanma yerine geldiğinde römorktan aşağı ilk atlayan o olmuştu. Kollarını iki yana açıp, derin bir oh çektikten sonra çarşının yolunu tuttu…

İlçedeki tek bisiklet bayisine gitti. Sıkı bir pazarlığın ardın- dan peşin parayla, kırmızı renkli son model bir bisiklet satın aldı. Akşama kadar şehrin caddelerinde tur atıp, gezilip görülebilecek hemen her yeri dolaştı. Sabah römork üzerinde çıktığı köye akşam bisiklet üzerinde dönmüştü. Köye girdiğinde güneş batmak üzereydi. Eve yaklaştığı sırada balkondan kendisini gören oğlu, “Anne! Babam bisiklet almış!” diye bağırıp, hızla merdivenden inip; dışarı çıktı. Babası, koşarak yanına gelen oğlunu; koltuk altlarından tuttuğu gibi bisikletin üzerine bindirdi. Eve kadar birlikte gittiler. Nuri’nin daha sonra tutkuya dönüşen bisiklet sevdası, ilk böyle başlamıştı…

Musa izni bittiğinde bisikletini duvara asıp gitmişti. Bir sonraki yıl, otomobiliyle gelmişti izine. Fabrika çalışanlarına uygulanan avantajlardan faydalanıp ucuz fiyata, mavi renkli steyşın tipi bir otomobil almıştı. Almanya’dan köye yolculuk, üç gün sürmüştü. Bisikletini sadece köyde, bağa bahçeye giderken kullanırdı. O yaz oğluna da öğretmişti bisiklet sürmesini. Nuri, ayakları pedallara erişmediği için bisikleti ayakta sürüyordu. Bunun için babasının desteğine de ihtiyaç duymuyordu. Annesinin karşı çıkmasına ve “Seni babana söyleyeceğim” tehdidine aldırmıyordu. Babası daha ülke sınırını geçmeden, bisiklet duvardan iniyordu...

İlkokul son sınıfa geldiğinde Nuri, artık profesyonel bir bi- siklet sürücüsüydü. Çocukların haset dolu bakışları arasında; okuldan arta kalan zamanlarını ve tatil günlerini, hep bisiklet üstünde geçirir olmuştu. Bu yüzden adı Velespit Nuri’ye çık- mıştı. Bisikletini, kısa sürede kazanç kapısına dönüştürmeyi başarmıştı. Emmisinin oğlu hariç, para almadan hiç kimseyi bindirmezdi. Sefer, nam-ı diğer “Saf sefer”, kendisinden bir yaş daha büyüktü. Nuri’den başka hiç kimse ona, lakabıyla hitap etmeye cesaret edemezdi. Akranlarına göre oldukça iri yapılıydı. Uzun boylu, kilolu; güçlü kuvvetli biriydi. Koca gövdesinin üzerinde taşıdığı, orantısız küçücük başıyla; kardan adamı andırırdı. Öfkelendiğinde, kanlanan iri siyah gözlerini hasmının üzerine diker, ayı pençesini andıran elleriyle yakasına yapışırdı. Sonra da onu bir pamuk balyası gibi kenara savururdu. Nuri’nin her dediğini itirazsız yapar, itaatkâr bir köle gibi ona hizmet ederdi. Herkesin yanında aşağılanıp horlamasına ve alaya almasına çok içerler ancak, kalkıp ta tek bir kelime dahi edemezdi…

Bir tur bisiklete binmenin bedeli yirmi beş kuruştu. Tur dediği ise, Köy Meydanı ile mezarlık duvarının bitimi arasında yer alan ve dönüşü olmayan gidiş mesafesiydi. Kafasının bozuk olduğu zamanlarda, parasıyla bile olsa kimseyi bindirmezdi. Bu yüzden de çocuklar, ona bedel ödetmekten geri durmazlardı. Geçiş yollarına döşedikleri çivili tahta, sivri ve keskin metal par- çalarıyla intikam alırlardı… 


 
Gigi “Outside the box” Devaureaux

Velespit Nuri

Geç Kalıyorsun Romanından Alıntı