Makas Mustafa

Geç Kalıyorsun Romanından AlıntıAraladığı kapıdan başını uzatıp içeri baktı. Yüzüne çarpan sabun kokulu sigara dumanını bir yelpaze gibi kullandığı eliyle uzaklaştırırken,

“Ben daha sonra geleyim usta” dedi. Berber usturada biriken köpüğü elinin üzerine aktarırken,

"Buyurun Beyefendi” diye karşılık verdi. Hâlihazır tıraş etmekte olduğu adamı başıyla işaret ederek,

“Bundan sonra sizi alabilirim, sıra bekleyen kimse yok…”

Kendisine yer açan iki delikanlıya teşekkür ederek, kanepenin diğer ucuna oturdu. Sehpanın üzerinde dağınık vaziyette duran gazete sayfalarını sıraya dizdi. Manşet haberlerinden başlayıp, spor haberlerine kadar göz gezdirdi. Ağırlıklı olarak siya- silerin demeçleri ve üçüncü sayfa cinayet haberlerinin dışında okuyacak, kayda değer bir şey bulamadı…

Neyse ki gençlerin kendisini bekledikleri arkadaşlarının tıraşı çabuk bitmişti. Berber,

“Sizi şöyle alayım” dedi. Boşalan koltuğu işaret ederek, “Saç mı sakal mı?” diye sordu.

Eliyle yüzünü çenesine doğru sıvazladı. Dün sabah evden çıkmadan, sakal tıraşını olmuştu.

“Saç” diye cevap verdi.

“Nasıl olsun?”

“Enseyi ve kulak üstlerini kısaltıp, biraz da üstten alalım” dedi.

Adam, bir tarak gibi kullandığı parmaklarıyla saçlarının uzunluğunu kontrol ederken, başının sol yanında; kulağının hemen üst kısmında yer alan büyük yara izini görmüştü.

“Nasıl oldu?” diye sordu.

Bu soruyla ilk kez yatılı okulda okurken karşılaşmıştı. Soruyu soran yine bir Berber olmuştu…

Ana kucağından ve baba ocağından uzakta, okuldaki ilk haftasıydı. Gece temizliği için lavabo sırası kendine geldiğinde, yoklama çoktan yapılmış; yatakhanenin ışıkları söndürülmüştü. Kapının dışında bekleyen Nöbetçi Öğrenci,

“Yandın aslanım” dedi gülerek. “Yatakhane yoklamasında neredeydin?” diye sordu.

“Ayaklarımı yıkayıp, dişlerimi fırçalıyordum” diye karşılık verdi.

“İyi o zaman. Makas Mustafa’ya da aynen böyle söylersin. Odasında seni bekliyor…”

Geldiği günden beri, efsanevi hikâyelerini dinlediği Hocanın adını duyunca içi ürpermişti. Korka korka gidip “Nöbetçi Öğretmen” odasının kapısını tıklattı. İçerden gelen kükreme sesiyle birlikte yüreği ağzına geldi. “Gel!” diye bağırmıştı. Kapıyı açıp içeri girdiğinde kısa boylu, tıknaz; ablak yüzlü bir adamla karşılaştı. Elinde tuttuğu makası şaklatarak,

“Söyle bakalım, neden vaktinde yatağında değildin?” diye sordu. Titrek bir sesle,

“Hocam…” dediği anda,

“Kes sesini!” diye azarlayıp, konuşmasına izin vermemişti. Elindeki makasla alından başlayıp, ense köküne kadar derin bir iz açtıktan sonra, “Şimdi doğru yatağına!” deyip odadan kovdu.

Kimseye görünmeden yatağına girmekti niyeti. Kapıyı yavaşça açıp içeri girdi. Elektrik düğmesinin yanında hazır bekleyen nöbetçi öğrenci, yatakhanenin bütün ışıklarını açıvermişti. Başındaki makas izini kapatmasına fırsat vermeden üzerine atlayıp, ellerini arkada birleştirerek; ranzalar arasında dolaştırmaya başladı. Kırk kişilik koğuşta, düştüğü bu duruma acıyan sayısı, bir elin parmaklarını geçmezdi. Herkes kahkahalarla gülmeye başladı. Ranzaların üst kısımlarındakiler, “Söylesene Haydarpaşa treni kaçta?” diye dalga geçip; başına şaplak atıyorlardı...

Çıkan şamata üzerine, Makas Mustafa’nın sesi koridorda yankılanmaya başlamıştı. Odasından çıkmış, “Bu ne gürültü!” diye bağırarak yatakhaneye doğru geliyordu. Kapıyı açıp içeri girdiğinde ışıklar çoktan sönmüş, başlar battaniyelerin altına gizlenmişti. Işıkları yakıp, elindeki sopayla başlıklarına vurduğu ranzaların arasında dolaşmaya başladı. Kimseden çıt çıkmıyordu. Tam çıkmak üzereydi ki birden durdu. Arkasını dönmeden, “Kes şu zırıltıyı!” diye bağırdı. Tüm çabalarına rağmen daha fazla tutamamıştı kendini. Makas Mustafa’nın sesi, bıçak gibi kesivermişti hıçkırıklarını. “Tek bir çıt bile duymayacağım!” diye devam etti. “Aksi takdirde başınıza geleceği çok iyi bilirsiniz” diye tehdit ederek ışıkları söndürüp, yatakhaneyi terk etti.

Sabaha kadar hıçkırıklarını içine atıp, sessizce gözyaşı döktü. Erkenden kalkıp, doğruca okul berberine gitti. Elleri başında, kapının önüne çömelip; beklemeye başladı. Berber için sıradan bir vaka olmasına rağmen, haline bakıp üzülmüştü.

“Geleli çok oldu mu?” diye sordu. Ayağa kalkarken başını sallayıp kısık sesle,

“Evet” diye cevap verdi. Camdaki mesai saatlerini gösteren tabelayı işaret ederek,

“Bundan sonra vaktinde gelirsin” dedi. Açtığı kapıdan peş peşe içeri girdiler. Berberin işaret ettiği koltuğa oturdu.

“Çok derin açılmış” dedi başındaki makas izine bakarak. Hemen ardından endişelenmemesini söyleyip, “Seni öyle bir tıraş edeceğim ki izden eser kalmayacak” diye teselli etti.

Başının ortasından geçen tren yolunu dert etmiyordu. Asıl korkusu, birazdan kendisinin de şahit olacağı; başındaki yara izinin ortaya çıkmasıydı…

Saçları tamamen kesildikten sonra başı, üzerine derin bir çizik atılan bal kabağına dönmüştü. Artık nasıl alaya alınacağını kestiremiyordu. Bundan sonrası, istihza edeceklerin insafına kalmıştı. Berber başındaki yarayı görünce, “Akli melekelerine bir halel gelmemesine ve hayatta kalmasına” çok şaşırmıştı. Merak edip sordu:

“Nasıl oldu?”

“Bisikletten düştüm…”


 
Gigi “Outside the box” Devaureaux

Makas Mustafa

Geç Kalıyorsun Romanından Alıntı