İnsan, sadece yeryüzünde bulunanlara değil Allah’a ve peygamberlere karşı da kibirlenir.
a) Allah’a Karşı Kibir
Kibrin en ileri derecesi, kişinin kendisini ilahlaştırmaya kalkışmasıdır. Sahip olduğu servet, güç, makam ve mevki sayesinde haddini aşarak azgınlaşır. Ölümlü olduğunu unutup kendini, kulu olduğu Allah’ın yerine koymaya çalışır. Allah, ayetlerini yalanlayan, onlarla alay eden ve büyüklük taslayanların kalplerini mühürler. Onlar artık hakikatleri akıl edemezler.
Şüphesiz ki Allah kullarına çok yakındır. Dua ettiğinde dua edenin dileğine karşılık verir. Ancak Allah’a karşı kibirlenenler O’nun, “Bana dua edin ki karşılık vereyim” buyruğuna icabet etmezler. Onlar, doğru yola girip ibadet etmeyi kibirlerine yediremezler. Muhakkak ki böyleleri, rezil ve perişan bir vaziyette cehenneme gireceklerdir. (2/186; 40/60)
Allah, kibirlenen küstahların içlerinde saklı tuttuklarını da açığa vurduklarını da bilir. Onlar, kalbinde ahiret inancı taşımayan, huzura çıkarılmayı inkâr eden, içlerinde derin bir kibir duygusu besleyen ve azgınlıkta sınır tanımayan kimselerdir. Allah kibirlenenleri asla sevmez. (16/22-23; 25/21)
Ateşin başına getirildiklerinde onlara, “Vaktiyle sana gelen ayetlerin asılsız olduğunu söyleyip, kibre kapılarak yalanlamıştın. Nasıl? Yeniden dirilme gerçek değil miymiş?” diye sorulduğunda onlar, “Rabbimize andolsun ki gerçekmiş!” diye cevap vereceklerdir. Onlara, “Bütün güzel şeylerinizi dünyada harcayarak sefasını sürdünüz. Şimdi de yeryüzünde haksız yere kibirlenmeniz ve yoldan çıkmanızın karşılığı olarak tadın aşağılayıcı azabı” denecektir. (39/59;46/20,34)
Allah’ın ayetlerine gerçekten iman eden kimseler, Kur’an’la verilen öğütlerden dolayı kibre kapılmadan secdeye kapanır ve Allah’ı hamd ile tespih ederler. (32/15)
b) Peygamberlere Karşı Kibir
Hz. Muhammed’e (s.a.v.) Karşı Kibir
Hz. Peygamber (s.a.v.), “Allah’ı seviyorsanız bana uyun. O’ndan şüphe etmeyin. Gittiğim yol doğru yoldur. Bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü O, çok bağışlayan ve merhamet edendir” dediğinde kendisine uymayı kabul etmeyenler, “Siz de bizim gibi bir beşersiniz. Rahman’ın size bir şey indirdiğine inanmıyoruz. Siz yalan söylüyorsunuz” diye cevap verdiler. Onların,
“Allah, peygamber olarak bir melek değil de beşer mi gönderdi?” itirazına Allah,
“Eğer yeryüzünde yerleşip dolaşanlar melek olsaydı elbette onlara gökten bir melek indirirdik” karşılık vermiştir.(3/31; 17/94-95; 23/24-25; 36/15; 43/61)
Hz. Peygamber (s.a.v.) için, “İlahlarınızı diline dolayan bu mu? Bu mu Allah’ın resul olarak gönderdiği adam? İlahi uyarı içimizden buna mı gönderildi? Şimdi biz herkes gibi yiyip içen sıradan bir beşere mi uyacağız?” diyerek alay edip ya- lancılıkla suçladılar. Kendilerine bir üstünlük sağladığını kabul etmediler ve ona uyanları da ayak takımından gördüler.(11/27; 21/36; 25/41; 23/33-34; 21/3; 26/154,186; 38/8; 54/24-25; 64/6)
Hz. Peygamber’in (s.a.v.) elçiliğini kabul etmeyenler, “Bu Kur’an, şu iki şehrin büyüklerinden birine indirilseydi ya!” diyerek, peygamberliğe layık olanların Mekke’den Velid bin Muğîre veya Taif’ten Urve es-Sekafî’nin olması gerektiğini öne sürmek suretiyle Allah’ın rahmetini paylaştırmaya kalkıştılar.
Dünya hayatının geçimliklerini kullar değil Allah paylaştırır. O, bir kısmı diğerini istihdam etsin diye insanların kimini kiminden derece olarak üstün kılmıştır.43/31-32)
Vahyin tebliğindeki elçilik görevi Allah’ın bir lütfu olup, onu dilediğine verir. Bu lütuf, son olarak âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed’e (s.a.v.) verilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.) Kur’an ayetlerini okuyup aktarmak suretiyle insanları günahlarından arındıracak, onlara kitabı ve hikmeti öğretecek olan elçidir. O, geleceğinden asla şüphe olmayan toplanma günüyle insanları uyaran ve müjdeleyen bir peygamberdir. Ne yazık ki insanların birçoğu bunu bilmez. Bilenler cennette bilmeyenler ise cehennemde yerlerini alacaklarıdır. (6/19; 21/107; 34/28; 36/36; 42/7; 62/2-4)
Hz. Peygamber’e (s.a.v.) iman edip ona saygı gösteren, yardımcı olan ve kendisine indirilen Kur’an’a uyanlar kurtu- luşa ermişlerdir. Çünkü o, insanlara iyiliği emreder ve onları kötülükten alıkoyar. Allah’ın izniyle iyi ve temiz şeyleri helal, kötü ve pis şeyleri de haram kılar. O, göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinde olan, O’ndan başka ilah olmayan, öldüren ve dirilten Allah’ın göndermiş olduğu bir elçidir. Allah’ın sözlerine inanan Hz. Peygamber’e (s.a.v.) iman eden ve ona uyan kimse doğru yolu bulmuş demektir. (7/157-158)
Diğer Peygamberlere Karşı Kibir
Hz.Nuh (a.s.) ile ilgili Ayet-i Kerimeler: (A’raf, 7/16-18; Hud, 11/27, 38)
Hz. Hud (a.s.) ile ilgili Ayet-i Kerimeler: (A’raf, 7/ 65-71; Hud, 11/50-55)
Hz. Salih (a.s.) ile ilgili Ayet-i Kerimeler: (A’raf, 7/74-77)
Hz. İbrahim (a.s.) ile ilgili Ayet-i Kerimeler: (Bakara, 2/258; En’am, 6/74; Enbiya, 21/52-54)
Hz. Şuayb (a.s.) ile ilgili Ayet-i Kerimeler: (A’raf, 7/88; Hud, 11/91)
Hz. Musa (a.s.) ile ilgili Ayet-i Kerimeler: (A’raf, 7/88, 109; Ta- ha, 20/13,42-44,49; Kasas, 28/4)
c) İnsanlara Karşı Kibir
İnsanlara karşı büyüklük taslayanlar, başkalarını aşağı- lamak suretiyle kendilerini üstün görürler. Yalnızca Allah’a mahsus olan büyüklük özelliğini kendilerine uyarlamaya kalkışırlar. Kendini beğenmiş kibirli insanlar, imanla şereflenmiş fakirleri gördüklerinde,
“Allah’ın kendilerine lütufta bulundukları kimseler bunlar mı?” diye küçümserler. Allah da onları böyle desinler diye insanları birbiriyle imtihan eder.
Mütekebbirler iman edenlere gülüp, birbirlerine kaş göz ederek onlarla alay ederler. Sonra da çalımlı ve keyifli bir şekilde yandaşlarının yanına dönerler. Hesap günü geldiğinde de hakir görüp alaya aldıkları onlara gülecektir. Onlar böyle davranarak Allah’ı unuttular. Kendilerine, “Allah’tan kork” denildiğinde gurura kapılıp günah bataklığına sürüklenirler.
Başlarına gelen sıkıntıdan sonra Allah kendilerine bir nimet tattırdığında, onu kendilerinden bilip, “Kötülük benden gitti” derler. Bu şımarık ve kibirlilerin cezası cehennemdir.
Orası ne kötü bir konaklama yeridir. (2/206; 6/53; 11/10; 23/110; 38/2; 75/33; 83/29-34)
Onlar Allah’ın ayetlerini, içlerinde en ufak bir şüpheye mahal bırakmayacak şekilde kabullenmelerine rağmen, zâlimlikleri ve kibirleri yüzünden bilinçli bir şekilde inkârı tercih ederler. (27/14)

Kibrin Çeşitleri
Kılavuzdan Yolcuya Kitabından Alıntı
