Pek babacan olduğu için diğerleri tarafından dayı tesmiye edilmektedir. İfadesindeki ağırlığa bakınca dayılık unvânının kendinde tecelli ettiği görülür ve hepsine de vasîlik edecek kadar müdebbir ve ağırbaşlıdır. Hafif meşreb ruhlara tercümân olamadığı içün Mevlevîhânelerde lisân-ı Hakk ve ma’riferin vâsıta-ı beyânı olur.
Neziye ve pür-vakâr ruhlu saldîde canlar onun dâire-i üns ve ülfeti içine toplanırlar. Gözünün içine bakarlar o ne derse o olur. Nâyiler ile semâhâne içine nefh eylediği fiyûzât-ı ezelî-i ma’nevi bütün fahrlı başları öne eğer ve hepsini de deryâ-yı vahdete daldırır.
Lügatçe
Tesmiye: Ad koyma, adlandırma, belli bir isimle isimlendirme.
Vasi/Vasilik: Kendi malını idare edemeyecek durumda olan akılca hasta veya zayıf bir kimsenin, bir yetimin, küçük bir çocuğun malını yöneten kimse. Vasi olma durumu. Vasinin gördüğü iş.
Müdebbir: İş ve davranışlarının sonucunu inceden inceye düşünerek hareket eden, tedbirli ve ihtiyatlı davranan.
Ağırbaşlı: Davranışları ölçülü, aklı başında ve düşünceli, ciddî, vakur.
Hafifmeşreb: Hoppa, oynak, serbest tavırlı, namusu şüphe uyandıran kadın.
Tercüman Olmak: Bir şeyi birine anlatmaya vâsıta olmak, birinin duygu ve düşüncelerini dile getirmek.
Mevlevihane: Mevlevî dergâhı, Mevlevî tekkesi.
Lisan: Konuşma biçimi, söyleyiş tarzı.
Hak: Doğru, gerçek. Allah. Cenabıhak.
Marifet: İş yapma huşusundaki ustalık, beceriklilik, hüner, maharet. Bilgi, ilim.
Beyan: Açıklama, anlatma, söyleme.
Neziye: Temiz, lekesiz, masum.
Vakar: Ağırbaşlılık, haysiyetli ve şerefli olma, temkin.
Pürvakar: Çok vakarlı. Vakar dolu.
Saldide: Yaşlanmış, kocamış, çok yaşlı, salhurde. Güngörmüş, tecrübeli.
Üns/Ünsiyet: Alışkanlık, alışma, yakınlık, ülfet, ünsiyet. Yakınlık, ahbaplık, ülfet.
Ülfet: Alışma, kaynaşma, ünsiyet. Uygun kimselerle güzel bir şekilde görüşüp konuşma, birlikte bulunup ahbaplık etme, ihtilât. Dostluk, muhabbet, ahbaplık. Uzlet: Bir köşeye çekilip toplumdan, insanlardan uzak, yalnız başına yaşama. Görünürde halkın içinde olduğu halde kalben onlardan ayrı olma.
Nayi: Ney çalan kimse, neyzen.
Semahane: Mevlevî tekkelerinde sema için ayrılmış geniş yer. Tekkelerde zikir ve mukabelenin yapıldığı yer.
Nefh: Üfleme, esme. Güzel kokuların yayılması, rayiha neşretmesi.
Feyz/Füyuzat: Verimlilik, bolluk, bereket. Nimet, bağış, ihsan, kerem. Ruha huzur verici mübarek ve uğurlu tesir. İrfan, ilim ve marifet. Allah tarafından kula lütfedilen ve ilham yoluyla kalbe gelen şey, varidat. Feyizler, füyuz.
Ezeli: Başlangıcı olmayan, kadim. Ezelden beri devam ediyormuş gibi eski olan, çok eski.
Maneviyat: Ruh ve mana ile ilgili olan hususlar. Çeşitli güçlükler, tehlikeler karşısında inanç ve ahlâkî değerlere bağlılıktan doğan dayanma gücü, ruh kuvveti, moral.
Fahr: Övünme, iftihar, gururlanma. İftihar kaynağı, iftihar sebebi, övünç, medâr-ı iftihar.
Derya: Deniz. Bir şeyin bolluğunun sınırsız denecek derecede olduğunu anlatır.
Vahdet: Birlik, bütünlük, yekparelik. Bütün yaratılışta kendisinden başka bir varlık bulunmayan Allah’ın varlığının bir ve tek olması, Allah’ın varlıktaki birliği. Allah’a ulaşıp Allah’la bir olma durumu.

Makamların Manevi Hüviyetleri
