Nikriz

Eski bayramlarda Unkapanı kahvelerindeki millî hayât-ı raks ve âhengi hatırlatır. Perseng-i kelâmı o kadar çoktur, yani vird lisânına nihayet yoktur. Bir söz söyler hemen arkasına persengini perçimler (perçinler). Hicazdan gelen kokuları sürünür, salınır dolaşır fakat doğruluktan ayrılmaz.

Dâima oraya (rast) düşer. Tevâli-i tekerrürden dolayı kendisini dinleyenler kesret-i kelâm illetine mübtelâ ve binnetîce kof ve hiç olduğuna hükmetmek isterler ise de bu hükmü vermekte dûçâr-ı tereddüd olurlar. Bunun sebebi de her türlü mahdûdiyyet-i lisânına rağmen esnâ-yı kelâmda hiçbir ecnebî kelime kullanmayarak dâima lisân-ı mâder zadenden lisân-ı millîsinden ayrılmamak faziletini gösterir ki bu millîyet perestliğiyle hemcinslerinden ba’zı züppelerde kat-ender kat-faik olduğunu erbâb-ı akl-ı selîme her zaman tasdik ettirir.


Lügatçe


Raks: Genellikle mûsikî eşliğinde ayakta yapılan, çeşitli ahenkli hareketler dizisi, oyun, dans.
Ahenk: Kulağa hoş gelen ses uygunluğu, hoş sadâ, ezgi, nağme, terâne. Renkler, duygular, fikirler, bir bütünü teşkil eden parçalar arasındaki uygunluk, uyum, düzen.
Perseng/Peleseng: Konuyla ilgisi olsun olmasın konuşurken tekrarlanması âdet hâline getirilmiş söz.
Vird: Her zaman tekrarlamak, dile dolamak. Belirli zamanlarda manevi bir görev olarak düzenli şekilde okunan ayet, Esma-i Hüsna veya dualar.
Lisan: Konuşma biçimi, söyleyiş tarzı.
Perçim/Perçin: İki veya daha fazla parçayı ayrılmayacak şekilde birleştirmek için kullanılan, iki ucu dövülerek baş durumuna getirilmiş çivi veya madenî parça.
Tevali: Arkası kesilmeden devam etme, birbiri ardından gelme.
Tekerrür: Bir daha olma, tekrarlanma.
Kesret: Çokluk, bolluk, fazlalık, ziyadelik.
Kıllet: Azlık. Nâdir olma, kıtlık, nedret.
Kelam: Dil, lehçe. Söyleyiş, söyleme. Tek kelime veya kelimelerden meydana gelmiş söz, ifade.
İllet: Hastalık. Sakatlık. Bir şeyin var olmasını sağlayan sebep. Hastalık derecesindeki alışkanlık. Bozukluk, arıza. Sebep, neden. İnsanı kızdıran, sinirlendiren kimse veya şey.
Müptela: Bir şeye kendini kaptırmış olan, tutulmuş, düşkün. Bir derde düşmüş, bir hastalığa tutulmuş. Âşık, tutkun.
Binnetice: Netice olarak, sonuçta, sonuç olarak.
Kof: İçi boşalmış olan, içi boş. Boş değersiz. Görünüşünün aksine güçsüz kuvvetsiz olan.
Hiç: Varlığı olmayan veya hesaba katılmayacak kadar değersiz, önemsiz olan şey veya kimse.
Dûçar: Uğramış, tutulmuş, yakalanmış.
Tereddüt: Karar verememe, kararsızlık.
Mahdud/Mahdudiyet: Sınırları belirlenmiş, sınırı tayin edilmiş, sınırlı, hudutlu. Etrafı çevrilmiş, muhat. Sınırlı, belli bir ölçünün dışına çıkamayan, kısıtlı. Sınırlı olma durumu, sınırlılık.
Esna: Bir işin yapıldığı veya olduğu zaman, sıra, an.
Kelam: Tek kelime veya kelimelerden meydana gelmiş söz, ifade.
Ecnebi: Yabancı. Başka bir milletten vey a yabancı bir devlet tebaasından olan kimse. Yabancı bir millete, yabancı bir devlete âkit, yabancı bir devletle ilgili.
Mâder/Lisan-ı mader: Anne, valide. Ana dil.
Lisan-ı milli: Ana dil.
Fazilet: Dürüstlük, iffet, namus, merhamet, alçak gönüllülük, yiğitlik, sadâkat, adâlet, kerem ve ihsan gibi ahlâkî meziyetlerin hepsine birden verilen isim, erdem.
Kıymet, değer ve üstünlük, meziyet.
Milliyetperest/Milliyetperver: Milletini seven, milletine bağlı olan kimse, milliyetçi.
Hemcins: Aynı cinsten olan şey veya kimse.
Züppe: Davranışları, kıyafet ve sözleri alışılmışın dışında aşırı yapmacıklı ve özentili olan kimse.
Kat-ender: Çok nadir, pek az, çok seyrek.
Kat-faik: Daha üstün, tercih edilecek üstünlükte, müreccah.
Erbap: Sâhipler. Bir işten iyi anlayan, o işte becerikli, usta, mahir olan kimse.
Aklı Selim: Hükümlerinde yanılmadan doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ayırma yeteneği.
Sağduyu: Doğruyu görme, hissetme ve buna göre doğru hükümler verme, doğruyu yanlıştan ayırma yeteneği, aklıselim.
Erbab-ı Akl-ı Selîm: Aklı selim sahibi, sağduyulu kimse.
Tasdik: Gerçek olduğunu söyleme, doğru olduğunu bildirme, doğrulama. Doğru ve yerinde bularak kabul etme, onaylama, onama, tasvip etme.

 

Makamların Manevi Hüviyetleri

Ferudun Çınar