Allah’a karşı kibirlenerek haddi aşan ve kâfirlerden olan şeytan, kibrin ve kötülüğün sembolü olmasına rağmen hiçbir zaman ilahlık iddiasında bulunmamıştır. Huzurdan kovulduktan sonra kıyamete kadar, Allah’a muhalefet etmeyi ve insanın fıtratını bozmayı kendine görev edinmiştir.
Allah’ın yarattığı insanın önünde saygıyla eğilmekten imtina eden iblis, “Ben ondan üstünüm. Çünkü beni ateşten onu çamurdan yarattın” diyerek büyüklük taslamıştır. Böylece emrine karşı geldiği Allah’ın rahmetinden kıyamet gününe kadar mahrum edilerek kovulmuştur. (38/75-78)
Gerçek şudur ki, iman edip yalnızca Allah’a tevekkül edenlerin üzerinde şeytanın hakimiyeti olmaz. Onun hakimiyeti, kendisini dost edinenler ve Allah’a şirk koşanlar üzerindedir. O ancak kendi yandaşlarını korkutur. Müminler ise ondan değil yalnızca Allah’tan korkarlar. (3/175; 16/99-100)
Allah’ın “Âdem için saygıyla eğilin” emrine bütün melek- ler itaat ederken, cinlerden olan iblis emre karşı gelerek büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştur. Allah ona,
“Ben sana emretmişken seni bundan alıkoyan nedir?” diye sorunca o,
“Ben ondan hayırlıyım. Çünkü beni ateşten, onu ise çamurdan yarattın. Ben, pişmiş kuru çamura şekil vererek balçıktan yarattığın insan için saygı ile eğilmem” diyerek, ateşi topraktan üstün görmek suretiyle kibre kapılıp haddi aşmıştır. (2/34; 7/11-18; 15/31-33; 17/61; 18/50; 20/116; 38/71-76)
Allah, “Hesap gününe kadar lanetim senin üzerinedir!” diyerek şeytanı huzurundan kovunca iblis, “O halde bana insanların tekrar diriltilecekleri güne kadar mühlet ver” dedi. Allah da ona kıyamete kadar süre tanıdı. İblis kibrinin, küstahlığının ve haddi aşmanın karşılığı olan huzurdan kovulmanın sorumluluğunu,
“Rabbim! Beni azdırmana karşılık ben de insanlara bü- tün kötülükleri süsleyip güzel göstereceğim ve ihlaslı kulların hariç olmak üzere hepsini azdıracağım” diyerek azgınlığının suçunu Allah’a yüklemeye çalıştı. Halbuki onun azgınlığı kendi tercihiydi.
Allah da ona, “Şüphesiz ki senin, sana uyan azgınlar dışındaki kullarım üzerinde hiçbir hakimiyetin olmayacaktır. Çünkü onların tuttuğu yol, bana ulaştıran dosdoğru yoldur. Buluşma yeriniz olan cehennemi, sen ve sana uyanlarla dolduracağım” buyurdu. (15/34-43; 17/62-63; 38/71-85)
İnsanoğlunun atası Âdem’e (a.s.) ve eşine iblisi düşman kılan Allah, “Sakın ola ki şeytan sizi cennetten çıkarmasın. Sonra mutsuz olursun” diyerek onları uyardı. Onların orada sıcaktan bunalmayacağını, çıplaklık, açlık ve susuzluk çekmeyeceğini söyledi. Ancak şeytanın, “Ey Âdem! Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir saltanatı göstereyim mi?” vesvesesiyle kafası karışan Âdem (a.s.), ona uyup, eşiyle birlikte o ağacın meyvesinden yedi.
Allah’ın uyarısını unutmalarından dolayı, açılarak birbirlerine görünen avret yerlerini cennet yaprağıyla örtmeye başladılar. Allah’ın ikazını unuttuğundan dolayı yolunu şaşıran Hz. Âdem (a.s.), hemen içtenlikle tövbe edip mağfiret diledi. Allah onun tövbesini kabul edip, doğru yola ileterek seçkin bir kul yaptı. Sonra da “Birbirinize düşman olarak bu- lunduğunuz yerden inin!” deyip dünyada hayat sürmelerine karar verdi.
Hz. Âdem (a.s.) ve eşine, “Artık benden size bir hidayet rehberi gelir de kim ona uyarsa, dünya hayatı boyunca sapmayacak ve bunun neticesi olarak da ahirette sıkıntı çekmeyecektir. Kim de ondan yüz çevirirse mutlaka sıkıntılı bir hayatı olacak ve kıyamet günü kör olarak hasredilecektir. O kişi, ‘Rabbim! Ben dünyada iken gören birisiydim. Beni neden kör olarak dirilttin?’ dediğinde kendisine, ‘Sana ayetlerimiz geldiğinde sen onları unutmuştun. Bu gün de sen aynı şekilde unutulacaksın!’ diyerek uyarıda bulundu. (2/34-38; 7/20-21; 20/117-126)
Kim Allah’ın mesajı olan Kur’an’ı görmezden gelirse, Allah onun başına bir şeytan sarar. Kendisinin ayrılmaz bir dostu haline gelen şeytan onu doğru yoldan çıkarır. O ise şeytanın kendisine çizdiği sapkınlık rotasına aldanıp, kendisinin doğru yolda olduğunu sanır.
Hesap günü Allah’ın huzuruna çıkarıldığında aklı başına gelir ve şeytana, “Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar mesafe olsaydı! Sen ne kötü arkadaşmışsın!” diyerek sitem edip pişmanlığını dile getirir. Yapılan son pişmanlığın faydası yoktur. Artık o, dost edindiğiyle birlikte azapta ortaktır. (7/30; 43/36-39)
Kendilerinden önce gelip geçmiş ümmetlerle birlikte ateşe girin dendiğinde, her topluluk peşinden giderek sapıklığa düştüğü yoldaşına lanet eder. Peşlerinden gittiklerini gösterip, “Ey Rabbimiz! Bizi bunlar saptırdı. Onlara kat kat ateş azabı ver” dediklerinde Allah onlara,
“Zaten her birinizin azabı katlamalıdır. Fakat siz bilmezsiniz” cevabını verir. Azabın acısını hep birlikte çekerler. (7/38; 33/68; 37/33)
İyi işler yaptıklarını zannettikleri halde dünya hayatındaki çabaları kaybolup gidenler, Allah’ın ayetlerini ve O’na kavu- şacaklarını inkâr edenlerdir. Bu yüzdendir ki hesap gününde onların amelleri için terazi bile kurmaya gerek kalmayacaktır. Onlara günahı hakkında soru dahi sorulmayacaktır. Çünkü her şey apaçık ortada olup, suçlulukları kesinleşmiştir. Onlar simalarından tanınır, perçemlerinden ve ayaklarından yakalanarak cehennem ateşine atılırlar. (18/103-105; 28/78; 55/39-41)
Şeytanın Ayartma Yöntemleri Şeytanla İlgili Hadis-i Şerifler

Şeytan
Kılavuzdan Yolcuya Kitabından Alıntı
