Nihavend

Şark ve garbı gezmiş vakur, asâlet-i ruhiyesi gayr-ı kâbil-i inkâr olan necîb bir sîmâdır. Beşeriyyete pek muhteşem hitâplarda bulunur. Onu dinleyip de meftûn meâlî olmamak mümkün değildir. Vazîfesi dâimâ muhitini tenvir ile büyüklük dersi vermektir… Kendisini dinlemek sâyesinde ülfet-i meâli eyleyen rûhlar bir daha hazîz-i hâke tenezzül edemezler.


Lügatçe


Şark ve Garp: Doğu (maşrık) ve batı (mağrip).
Vakur: Ağırbaşlı, şerefli, onurlu, temkinli.
Asalet: Saygı değer bir soya sahip olma (necâbet).
Gayrikabil: İmkânsız, mümkün olmayan.
Necip: Soylu, asil.
Sima: Yüz, çehre.
Beşeriye/Beşeriyet: İnsana ait. İnsan olma durumu, insan olmanın gereği olan özellikler. İnsan oğulları, insanların bütününü içine alan topluluk, insanlık.
Hitap: Sözü veya yazıyı bir kimseye yöneltme.
Meftun: Büyülenmişçesine tutkun, vurgun olan, âşık.
Meali: Yücelikler, şerefler, ululuklar, yüce ve üstün dereceler.
Muhit: Çepeçevre kuşatan, etrafını çeviren, çevreleyen.
Tenvir: Işıklandırma, aydınlatma, bilgilendirme.
Saye: Sebebiyle, yardımıyla, desteğiyle.
Ülfet: Uygun kimselerle güzel bir şekilde görüşüp konuşma, birlikte bulunup ahbaplık etme.
Meali: Yücelikler, şerefler, ululuklar, yüce ve üstün dereceler.
Ruh: Duygu, his.
Haziz: En aşağı en alçak yer. Yer ve gezegenlerin güneşlerine en yakın oldukları nokta.
Hake: Toprak, yer, dünya.

 

Makamların Manevi Hüviyetleri

Ferudun Çınar