Hastayı kaderiyle baş başa bırakıp koridorda yürürlerken, duydukları bağrışmalar üzerine durup geriye doğru baktılar. Sedye üzerinde götürülen bir genç kızın sesiydi bu. Görevliler onu güçlükle zapt ediyordu.
Uyanır uyanmaz başucunda bekleyen annesine ilk olarak,
“O nasıl? İyi mi?” sevdiği adamın durumunu sormuştu...
Yataktan sedyeye alınırken sol ayağını hissetmediğini fark etmişti.
“Ayağım” diye mırıldandıktan sonra eliyle yoklamış ve bu kez de
“Ayağıma ne oldu?” diye sormuştu. Annesi, kızının alev saçan gözlerinin menzilinden kurtulmak için başını öne eğip, bu kez kısık sesle,
“Takdir-i ilahi kızım” diyerek karşılık vermişti. Gözlerinden yanaklarına düşen iki damla yaşı ellerinin tersiyle silerek, “Allah’tan gelen başımız gözümüz üstüne kızım” diye de ilave etmişti. İşte o zaman kız iyice zıvanadan çıkmış; isyan derecesine varan sözler sarf etmeye başlamıştı.
“Ne diyorsun sen anne? Ne takdir-i ilahisi? Ben ömür boyu tek ayakla yaşayacağım!..” Hıçkırıklara boğulmuş ağlarken birden sessizliğe büründü. Başını yukarı doğru kaldırıp,
“Bu nasıl bir takdir! Bula bula beni mi buldun? Neden ben? Ben sana ne yaptım? Hem sevdiğim adamı hem de vücudumdan bir parçayı alarak beni yarım bıraktın! Bu mu senin adaletin!..” diyerek isyan cümlelerini peş peşe sıralamaya başlamıştı...
Araladığı kapıdan başını içeri doğru uzatıp,
“Müsaade var mı? Girebilir miyiz?” dedi. Kıza refakat eden kadın,
“Buyurun” diyerek kendilerini içeri davet etti.
“Geçmiş olsun bacım” dedikten sonra sırtüstü yatmakta olan genç kızı işaret ederek, “Neyiniz olur?” diye sordu.
“Kızım.”
“Hastalığı nedir?”
“Hasta değilim amca! Sakatım sakat! Sol ayağımı kesmişler!..”
Sevdiğim adam dediği ve evlenmeyi düşündüğü erkek arkadaşıyla bir kulüpte eğlendikten sonra geceyi geçirmek için babasının “kaçamak evine” doğru yola çıkmışlardı. Gidecekleri yer şehirden uzak bir bağ eviydi. Sarhoştular. Buna rağmen oldukça dikkatli gidiyorlardı. Ta ki yolun karşı tarafına geçmek isteyen bir hayvanı görene kadar. Kızın,
“Aşkım dikkat!” demesiyle birlikte panikleyen arkadaşı aniden yola fırlayan tilkiye çarpmamak için var gücüyle firene basmış, hayvan hiçbir yara almadan yolun karşısına geçip ağaçlık alanda gözden kaybolmuştu. Ancak genç adam, buzlanan yolda direksiyon hakimiyetini kaybettiğinden, yolda zikzaklar çizen arabanın şarampole uçması uzun sürmemişti. Birkaç takla attıktan sonra ancak ters dönerek durabilmişti…
Kız, istenmeyen misafirlerin girmesine izin verdiği için kaşlarını çatarak annesine baktıktan sonra,
“Yobazlardan mısın yoksa dilenci misin nesin be adam? Derhal çık dışarıya!” diye bağırdı. Kendini makinelere bağlayan kablolar olmasa mevcut durumuna bakmadan onu ite kaka dışarı çıkaracaktı...

Genç Kızın Feryadı
TeReKe Romanından Alıntı
