Çocukluğu ev ve atölye arasında geçen Reha, yıllarca bahçedeki kör kuyuda yaşayan devi merak etmişti. Onunla ilgili anlatılan efsanelerden biri de anne ve babasının sözünü dinlemeyen haylaz çocukları devin cezalandırmasıydı.
Geceleyin uyurken yanlarına giderek onları kör, sağır, tat, çolak ve topal hale getiriyordu. Örnek olarak da bu engellere sahip olan kimseler gösteriliyordu.
Biri düşük diğeri ölü doğum yapan annesinin üçüncü hamileliğinin sonunda dünyaya gelmişti. Tüysüz kaşların altın da ışıkla tanışmayı bekleyen bir çift yumuk göz, iki küçük tombul tepeciğin tam ortasına özenle yerleştirilmiş nohut büyüklüğünde bir burun ve hemen altında eser sahibinin önem derecesini vurguladığı bir çizgiyle ayrılmış ince dudakları...
Kalaycı Tarık kucağına verilen bebeği hayranlıkla izlerken, gözlerinden akan iki damla yaş yanaklarından süzülüp oğlunun kundağı üzerine düşmüştü. Hâlık-ı Zülcelal’in kusursuzluğunu “Suphanallah”, kavli şükrünü de “Elhamdülillah” diyerek dile getirmişti.
Herkes gibi ana rahmindeki evrelerini tamamlayarak imtihana tabi tutulmak üzere dünyaya getirilmiş olan oğlunun sağ kulağını ezan sol kulağını da kametle tanıştırdıktan sonra üst üste üç kez “Reha” diyerek ismini kulağına fısıldamıştı. Ezanla başlayıp selâ ile son bulacak ömrüne Allah’tan bereket dileyip tekrar hemşireye teslim etmişti.

Dünyaya Hoş Geldin
TeReKe Romanından Alıntı
